Metropollerde Panik Bozukluk

Metropollerde Panik Bozukluk

Metropoldeki günlük hayatımız, çalışma ortamlarımız, eğitim sürecimiz, trafikte geçirdiğimiz zaman, büyük şehir yaşantısıyla epey değişmiş davranış ve düşünce yapıları olan insanlarla karşılaşmalarımız, vücudumuz ve beynimizdeki kaygı ile başa çıkma mekanizmalarını fazlasıyla zorlar, fazla mesai yapmalarına neden olur.

Beynimizde doğduğumuz andan itibaren, karşılaştığımız stres etkenleriyle başa çıkabilmek için oluşmuş hazır aygıtlar vardır. Bu aygıtlar, doğumla birlikte her insanda farklı farklı olmasının yanında doğumumuzdan sonraki büyüme, gelişme ve eğitim sürecimiz içinde yavaş yavaş gelişir, daha da kendimize has hali alırlar. Bazı insanların bu konudaki gelişimi olumlu yönde olabilirken bazı insanlarda yaşamı boyunca kazanılmış olumsuz taraflar vardır ve bu özellik stresle baş etmeyi zorlaştırır ve insan bu durumlara karşı yoğun kaygı ile yaklaşır.

Tamamıyla organik nedenli kaygı bozukluklarıyla karşılaşsak da bahsettiğimiz olumsuz yaşam süreci, kaygı ve bunaltıyla başa çıkma zorluklarını ortaya çıkartır. Bazen beynimizdeki mekanizmalar o kadar örselenmiş hale gelebilir ki kişiler o an akut bir stresle karşılaşmasa bile kendiliğinden kaygılı bir duygulanım oluşur. Bu durumlar, nöbetler halinde gelebilir ve bu nöbetler insanı hayatından bezdirebilir. Günlük yaşamını belirgin bir şekilde sınırlar.

Bu rahatsızlığı yaşayan insanlar da çok yakın zamanlara kadar yeterince tanı konulamıyordu. Bu kişiler daha çok kalp, mide bağırsak ya da akciğer rahatsızlıkları varmış gibi algılanır ve bu yönde araştırılır ve tedavileri düzenlenirdi. Ama özellikle son yirmi yılda bu konudaki tanı koyabilme rahatlığı gelişti ve hastalarımızın tedavileri çok başarıyla devam ettirilebildi. Tedavilerde çok iyi sonuçlar alınmaya başlandı.

Panik nöbet, ağır bir kaygılı durumun kendiliğinden ya da tetikleyen çeşitli dış sebeplerle başladığı ve genellikle on dakika ile yarım saat arasında sürebilen bir tablodur. Bu tablo belirli aralıklarla tekrarlar, kişiyi günlük yaşamında yapacaklarından alıkoymaya başlarsa Panik Bozukluk tanısına varılabilir.

Panik atak:

Düzensiz ve hızlı nefes, kalp çarpıntısı, göğüste sıkışma hissi, yoğun terleme, ateş basması, karın ağrısı bağırsaklarda hızlanma, bayılacakmış gibi hissetme, ağız ve boğazda kuruma, kaslarda gerginlik hissi şeklinde yaşanır. Vücutta hissedilen bu algılara ek olarak, kişide kontrolü kaybedeceği, çıldıracağı, ölümle burun buruna olduğu, beyninde kanama olabileceği gibi felaketçi düşünceler ortaya çıkar. Çok yoğun bir bunaltı haline dönüşen bu durum dakikalarca sürer. Nöbet kendiliğinden geçse bile arkasında ağır bir yorgunluk hissi ve tekrar tekrar aynı nöbetle karşılaşma korkusu bırakır. Bu korkuyla kişi yaşamından uzaklaşmaya başlar. Bazen benzer bir nöbet geldiğinde yardım alamayacağını düşündüğü yerlere gidemez, seyahat edemez, uçağa, vapura, asansöre binemez, çok kalabalık yerlere giremez hale gelir.Düzensiz kalp atışları, solunum sorunları, ani karın ağrısı gibi belirtiler de nöbete eşlik ettiğinden hastalarımız genelde fiziksel bir sorun var olduğu düşüncesiyle psikiyatri dışında çeşitli uzmanlık alanlarına başvururlar ve sonrasında uzmanlar bu hastalara bir psikiyatra görünmeleri tavsiyesinde bulunurlar. Bu rahatsızlık, genelde doğru tanılama ve yaklaşımla çok kolay tedavi edilebilir. Tedavide amaç bu rahatsızlığı geçirenlerin hızlıca bu nöbetlerden uzaklaşmasını sağlamak olduğu gibi kişinin bu rahatsızlığa yakalanmasını sağlayan nedenler üzerine de eğilmek ve sonraki hayatını çok daha sağlıklı geçirmesini sağlamaktır.

  Uz. Dr.Tulga Tolun ŞATIR  


Sizi Arayalım


Yeme Bozuklukları anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve son yıllarda tanımlanan tıkınırcasına yeme bozukluğu gibi psikiyatrik hastalıklardan oluşur. Bu tür psikiyatrik hastalıklardan kaynaklanan yeme bozukluğu fiziksel rahatsızlıklara da yol açar.
Sınav kaygısı, özellikle çocuk yaştan itibaren, çocuğa hayatının gidişini kökten değiştirecekmiş gibi sunulan sınavlarla karşılaşmanın çok sık olduğu ülkemizde sıklıkla gördüğümüz bir durumdur ve birçok problemi de beraberinde getirir.
Toplumumuzda başkalarının kendi hakkında neler düşündüklerini önemsemeyen insan sayısı yok denecek kadar azdır. İnsanlar başkalarının gözünde nasıl göründüklerini, akıllarda nasıl kaldıklarını çok abartılı bir şekilde önemsemektedir.
Panik atak ve panik bozukluk farklı şekilde tanımlanmaktadır. Panik atak, kişinin yaşadığı bir durumken, panik bozukluk, tekrarlatıcı panik atakların olduğu, insanı yeri geldiğinde günlük yaşamından uzaklaştırabilen ciddi bir rahatsızlıktır.
Obsesyonu “vesvesyon” olarak isimlendiren bir hastamın iç içe geçirerek yaptığı bu kelime üretimini her zaman gülümseyerek hatırlarım ki şu anda hastam iyi bir tedavi sürecinin ardından rahatlamış bir hayat sürmeyi başarabilmiştir.
Kaygı doğum anından beri hayatımızda neredeyse ilk karşılaştığımız duygu olsa gerektir. Ve yaşamda çoğu zaman işlevsel, gerekli bir duygudur. Tamamen kaygısızlık çeşitli filmler, romanlarda yüceltilebilmesine rağmen bir hayalden öte geçmez.
Depresyon özellikle son elli yılda, canımızın sıkkın ya da üzüntülü olduğu herhangi bir zamanda ağzımızdan çok kolaylıkla çıkan bir terim oluverdi. Oysa gerçek depresyon, belirli kriterleri olan ve bu kriterlerle tanı konulan bir rahatsızlıktır.
Bağımlılık yapıcı maddelerin oluşturduğu hastalıklar, madde kullanım bozukluğu ve madde kullanımına bağlı bozukluklar olarak ikiye ayrıldığından tedavi yaklaşımları da karşı karşıya bulunulan duruma göre geliştirilir.
Alkol bağımlılığı tedavisi akut dönem, subakut dönem ve uzun dönem tedavisi olarak planlanmalıdır. Hastanın durumuna göre hastane yatışı ve ayaktan tedavi programları uygulanabilir. Farklı tedavilerin uygulanması bağımlılıktaki şiddete göre değişir.
Esrar bağımlılığının tedavisinde, hastanın esrara başlamasına neden olan özellikleri üzerine ve esrarla birlikte oluşan ruhsal sıkıntılar üzerine hedeflenmiş bir ilaç kullanımı ve terapötik yaklaşımla tedavi stratejisi oluşturulur.
Son yıllarda bir çok ülkede alkole bağlı problemlerin tartışılmasında sadece bu sorunları yaşayan küçük bir grup insanın üzerine odaklanılmasından vazgeçilmiş, sigara ve AİDS mücadelelerinde olduğu gibi “yeni bir halk sağlığı hareketi” esas model haline gelmiştir.
Alkol / madde kullanan annelerin bebeklerinde fetal ve neonatal kampliksayonlar sık gözlenir. Maddenin yarılanma ömrü fetusta enzimlerin yetersizliği ve bebrek yolu ile atılımın daha düşük olmasına bağlı olarak yetişkinlere oranla daha uzundur.
Sedatifler gerilimi azaltan ve mental sakinlik yaratan bir ilaç türüdür. “Sedatif” terimi gerçekte anksiyolitik terimi ile aynı anlamda da kullanılmaktadır; anksiyeteyi yani kaygı ve sıkıntı hissini azaltan ilaç anlamına gelmektedir.
Bağımlılık yapıcı maddeler temelde iki ana kategoriye ayrılmaktadır. Bunları şöyle ifade edebiliriz: Alkol, amfetaminler, kafein, kannabis, kokain, fensiklidin (PCP), hallusinojenler, uçucular, nikotin, opiyatlar, uyku verici-bunaltı gidericiler.
Bağımlılığa yatkın tipik bir kişilik yapısının tanımlanması mümkün olmamasına rağmen belirli bazı ortak özelliklerin varlığını söylemek de mümkündür. Bu özelliklerin belirlenmesinde içinde yaşadığı çevre ve bu çevrede üstlendiği roller önemlidir.
Dr. Tulga Tolun Şatır, bağımlı olan kişinin yaşam biçimini tamamen değiştirmesi gerektiğini açıkladı. Bağımlılık, kişilerin ruhsal ve bedensel sağlığına zarar vermesine rağmen, belirli bir eylemi tekrarlamaya yönelik önüne geçilemez bir istek duyma halidir.
Küçük yaşlarımda seyrettiğim bir filmi hatırlarım. Renksiz çekilmiş bir Amerikan filmiydi. Sahnede sevgilisinden yeni ayrılmış bir genç kız kanepeye oturur. Ağlamaktadır. Elinde bir kova dondurma vardır ve kaşık kaşık yemektedir.
Esrar (Marijuana), kenevir bitkisi Cannabis Sativa’nın çiçek ve yapraklarının kurutulup doğranması ile oluşan yeşil ya da gri bir karışımdır. Torba içinde ya da preslenmiş bir şekilde satılır. Haşiş ise kenevir bitkisinin reçinesinden yapılır
Galata Tıp Merkezi

info@galatatip.com.tr

En Üst .